Bir müzehhibenin masası: altın nasıl ezilir?
Yazan: Zeynep Kaya

Varak, bal ve saatler süren bir sabır: tezhibin altını nasıl hazırlanır?
Bir müzehhibenin masasında fırçadan önce altın vardır. Altın ezmenin nasıl bir iş olduğunu, kırk yıldır aynı havanı kullanan bir ustaya sorduk.
Altın nasıl başlar?
Varakla başlar. Dövülerek saç telinden ince hâle getirilmiş altın yaprakları alırız. Bu yapraklar öyle incedir ki nefesinizle uçar; pencereyi kapatmadan kutuyu açmazsınız.
Ezmek ne demek?
Varak, bal ile birlikte parmak ucuyla ezilir. Bal hem altını tutar hem de tanecikleri birbirinden ayırır. Saatlerce sürer. Sonra bal defalarca yıkanarak alınır ve elinizde ıslak, ağır bir altın çamuru kalır. İşte tezhipte kullandığımız altın budur; yaldız değil, ezilmiş altının kendisi.
Neden hazır altın kullanmıyorsunuz?
Kullananı ayıplamam ama fark var. Ezilmiş altın sürüldüğünde mat kalır, parlaklığı sonradan mühre ile verilir. Yani parlaklık malzemeden değil, elden gelir. Hazır yaldız zaten parlaktır; sayfayı siz değil o yönetir.
Bir sayfa ne kadar sürer?
Küçük bir zahriye üç ay. Bunun büyük kısmı beklemedir: her kat kuruyacak, her kuruma sabırla olacak. Acele eden müzehhip, altını kaldırır ve altındaki boyayı da beraberinde götürür.
Renkleri de kendiniz mi hazırlıyorsunuz?
Çoğunu evet. Lâciverdi taştan, yeşili topraktan alırız. Hazır boyanın rengi her tüpte aynıdır; bizimki her hazırlayışta biraz başkadır. O küçük fark, iki sayfayı birbirinden ayıran şey.
Öğrenciye ilk ne öğretirsiniz?
Fırça tutmayı değil, beklemeyi. İlk üç ay motif çizdirmem; sadece cetvel, sadece tahrir. Sıkılan gider, kalan öğrenir. Bu işte yetenek ikinci sırada; birinci sırada oturabilmek var.
Bir sayfayı ne zaman bitmiş sayarsınız?
Sayfaya baktığımda gözüm bir yerde takılmıyorsa bitmiştir. Takılıyorsa oradan bir şey eksiltirim, eklemem. Tezhipte en zor iş, yapılmış bir şeyi geri almaktır.
Mühre ne yapıyor?
Sürülen altın kuruduğunda mat ve pürüzlüdür. Mühre — akik ya da sert cam — altının üzerinde bastırılarak gezdirilir ve tanecikleri yatırır; yatan tanecikler ışığı aynı yöne yansıtınca parlaklık doğar. Ne kadar bastıracağınız altının kalınlığına bağlı. Fazla bastırırsanız altın kalkar, altındaki boyayı da götürür; az bastırırsanız sayfa donuk kalır. Bu işlemi tek seferde değil, birkaç turda yaparız; her turdan sonra sayfa ışığa tutulup bakılır.
En zor motif hangisi?
Rumi. Çünkü rumi bir çizgi değil, bir akış. Kıvrımın nerede incelip nerede kalınlaşacağını bilmezseniz motif "durur", akmaz. Hatâyî öğrenmesi kolaydır, rumi ise yıllar alır. Bir müzehhibin seviyesini anlamak isterseniz rumisine bakın; hatâyîsine değil.
Tezhip ve hat aynı sayfada nasıl anlaşıyor?
Tezhip yazının hizmetindedir, tersi değil. Levhayı önce hattat yazar, sonra bize gelir. Yazının bıraktığı boşluğa göre bezeme kurulur; bezeme yüzünden yazıyı sıkıştırmak olmaz. Genç müzehhiplerin en sık yaptığı hata, sayfayı doldurmaya çalışmak. Oysa iyi tezhip, yazının nefes aldığı yeri korur.
Renk düzenini nasıl kuruyorsunuz?
Önce lâciverdi yerleştiririm, sonra altını, en son ara renkleri. Lâcivert sayfanın iskeleti; nereye koyduysanız göz oradan başlıyor. Altın ise iskeleti aydınlatıyor. Ara renkler — fıstık yeşili, gül kurusu, turuncu — az kullanılır ve hep tekrarlanır; bir sayfada üç ara renkten fazlası olursa göz yorulur.
Bir sayfayı kaç kez kuruturuz?
En az yedi kez. Zemin, tahrir, altın, mühre, boyalar, tahririn tekrarı, son mühre. Her aşamada sayfa bütün gece bekler. Aceleci bir müzehhip bunu üç güne sıkıştırmayı dener; sonuç, birkaç yıl içinde çatlayan bir altın oluyor. Sabır burada sadece bir erdem değil, teknik bir zorunluluk.
Aynı bölümden
Hattat Mehmed Efendi: "Öğrencilik hiç bitmiyor"
Kırk yıllık bir hattatla oturuş, sabır ve icazet üzerine konuştuk.
Neslihan Aydın · 3 dk okuma
Ebru teknesinin başında: suyun kendi ritmi
Bir ebru ustası, boyanın suya değdiği ilk saniyeyi anlatıyor.
Neslihan Aydın · 3 dk okuma

