İçeriğe geç
HALQA

by GaleriNAAR

Geleneksel Sanat, Küresel Vizyon

Tüm yazılar
Söyleşi2 Eylül 2026 · 3 dk okuma

Hattat Mehmed Efendi: "Öğrencilik hiç bitmiyor"

Yazan: Neslihan Aydın

Hattat Mehmed Efendi: "Öğrencilik hiç bitmiyor" — yazı kapağı

Kırk yıllık bir hattatla oturuş, sabır ve icazet üzerine konuştuk.

Kırk yıldır aynı masada oturan bir hattatla, öğrenciliğin hiç bitmeyişi üzerine konuştuk. Odada tek ses, kamışın kâğıda değdiği ses.

Kaleme başlayan birine ilk ne söylersiniz?

Önce oturuşu düzeltirim. Yazı bilekten değil, omuzdan gelir; omuz gevşek değilse çizgi titrer. Öğrenci bunu anlayana kadar harflerin hiçbiri yerine oturmaz. Sonra kalemi tutuşuna bakarım: sıkı tutan yorulur, gevşek tutan kaybeder.

Talebe bugün nasıl çalışıyor?

Eskiden meşk defteri vardı; hoca yazardı, talebe evinde çoğaltırdı. Şimdi telefonla fotoğrafını çekiyorlar. Fotoğrafın kolaylığı var ama ekrandaki çizgi elin hafızasına geçmiyor. Ben yine de defteri şart koşuyorum. Bir harfi üç yüz kere yazmadan o harfin nefesi öğrenilmiyor; üç yüzüncüde el, gözden önce davranmaya başlıyor.

Hangi harf en zoru?

Herkes "vav" der, ben "elif" derim. Elif düz bir çizgidir, saklanacak yeri yoktur. Kalemin girişi, gövdenin nefesi, bitişteki incelme; hepsi ortadadır. Bir hattatı görmek isterseniz elifine bakın, imzasına değil.

Meşk sırasında ne söylersiniz?

Az konuşurum. Yanlış olduğunu söylemek yerine, doğrusunu yanına yazarım. Talebe farkı kendi görsün isterim; söylenen unutulur, görülen kalır. Bazen hiçbir şey söylemem, sadece kalemi elinden alıp bir satır yazarım. O bir satır, bir saatlik dersten daha çok anlatır.

Kâğıdı kim hazırlıyor?

Ben hazırlıyorum, hâlâ. Ahar kaynatmak zahmetli iş ama başkasının hazırladığı kâğıda yazarken elim yabancılık çekiyor. Kâğıdı tanımak, yazmanın yarısı. Serinliğinden, pürüzünden, kalemin dönüşündeki sesten kâğıdın ne kadar dinlendiğini anlarsınız.

Bir levhayı ne zaman bitmiş sayarsınız?

Bitmiş saymam. Bir yere kaldırırım, aylar sonra çıkarır bakarım. Hâlâ rahatsız eden bir yer varsa yeniden yazarım. Tezhibe gitmiş levhaların bile geri geldiği oldu. Sabır burada başlıyor: acele eden hattat, kendi hatasını çerçeveletir.

İcazet ne zaman verilir?

İcazet bir sınav sonucu değil. Bir gün öğrencinin yazdığı satırı görürsünüz ve orada artık sizin elinizin izi yoktur. İşte o gün verilir. Ben icazet verdiğim gün üzülürüm de sevinirim de; bir talebe gitti demektir, ama bir hattat kaldı demektir.

Mürekkebi de kendiniz mi yapıyorsunuz?

Yapıyorum. İs toplamak zahmetli, dövmek uzun; ama kendi mürekkebini döven el onu harcamıyor. Hazır mürekkep kullanan öğrenciye kızmam, yalnız icazet çalışmasına gelince kendi mürekkebini istemişimdir hep. Bu teknik bir şart değil, terbiye meselesi: emeğini bildiğin şeyi savurmuyorsun.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah erken başlarım, hava nemliyken kalem daha rahat gider. Öğlene kadar yazarım, öğleden sonra ders veririm. Akşam bir şey yazmam; yorgun elin çizgisi yalan söyler. Kırk yıldır aynı düzen. Kalem tutmadığım gün, ertesi gün elimin tereddüt ettiğini fark ederim.

Ustanızdan aklınızda kalan bir söz var mı?

"Yazma, otur." derdi. Kastettiği şuydu: kâğıdın başına oturduğun anda yazmaya başlamazsın, önce oturursun. Nefesin yerine gelene, elin ısınana, gözün satırı görene kadar. Bunu anlamam yıllarımı aldı; şimdi aynı cümleyi ben kuruyorum.

Sanatın geleceği için ne düşünüyorsunuz?

Endişeli değilim. Her nesilde beş on kişi bu işi ciddiye alıyor; sanat da zaten kalabalıkla değil, o beş on kişiyle yürüyor. Bize düşen kapıyı açık tutmak ve kapıdan girene acele ettirmemek. Sabır öğretilebilen bir şey değil ama gösterilebilir bir şey; usta dediğimiz de zaten sabrı gösterebilen kişi.

Aynı bölümden

Hattat Mehmed Efendi: "Öğrencilik hiç bitmiyor" | HALQA